Oradan Buradan Bilgi

Buddha, Ruhsal Aydınlanmaya Nasıl Ulaştı?

Rabia Season 1 Episode 76

Use Left/Right to seek, Home/End to jump to start or end. Hold shift to jump forward or backward.

0:00 | 16:41

Buddha(Buda) kelimesi, Sanskritçe budh yani "uyanmak" köküne dayanır ve "uyanmış kişi" anlamına gelir. Siddhartha Gautama da yürüdüğü manevi yolda çektiği ıstıraplardan sonra tamamen uyanmış bir adam olarak Tarihî Buddha adını aldı

*


Instagram: www.instagram.com/oradanburadanbilgi/
Youtube: youtube.com/oradanburadanbilgi
Twitter: https://x.com/oradanburadanb

*

Reklam ve İş birlikleri için: oradanburadan7@gmail.com





KAYNAKLAR
*Budizm 101: Buda ve Dört Asil Gercekten Dharma ve Nirvanaya Budizm Hakkinda Bilmek Istediginiz Her Şey
*Buddha, Karen Armstrong
*The Midnight Gospel

- Merhaba arkadaşlar oradan buradan bilgilere hoşgeldiniz. Bugünkü konumuz Buda'nın aydınlanmasını inceleyeceğiz. Budanın adı Siddarta Gotamadır. Siddarta Gotama, Himalaya Dağları'nın eteklerinde Kuzey Hindistan ile Güney Nepal'in sınırında soylu bir ailede doğmuş. Annesi mahamaya, babası, sulhathanaymış. Bu iklimin uzun yıllardır çocukları olmuyormuş. Rivayetlere göre budanın annesi rüyasında vücudunun sağ tarafından rahmine giren beyaz bir fil görmüş, doğumu ise sıfır acıyla olmuş, doğduğunda hem yürüyebiliyormuş hem konuşabiliyormuş. Tabii bu kısım efsane. Bu da aileye hediye gibi gelmiş. Çünkü çocukları olmuyormuş artı olarak doğan evlatları bir prens. Krallığın küçük ancak varlıklı bölgesinde sıhhakya klanına hükmedecek vars olacakmış. Buda'nın doğumuyla annesi hafta sonra vefat etmiş. Bu da henüz birkaç günlükken babası bir grup Brahma rahibini saraydaki şölene davet etmiş ve rahiplere Buda'nın geleceğini söylemelerini istemiş. Brahma rahipleri Hindistan'da soyla devam eden en yüksek kast sisteminin en tepesindedirler. Kadim Hindistan'da kast sistemi şöyle; yöneticiler ve savaşçılar, iş adamları ve sanatçılar, brahmalar en sun olarak vasıfsız işçiler diye bırakmalardan sekizi budanın tüm toprakların büyük ve güçlü yöneticisi ya da büyük bir spiritüel lider olacağı konusunda uzlaşmışlar. Eğer bu da saraydan ayrılırsa gerçek dünyanın nasıl bir şey olduğunu görürse büyük bir varoluşsal kriz yaşayabileceğini ve yönünü spiritüel dünyaya çevrilebileceği hakkında babasını uyarmışlar. Ama bu da sarayın duvarları arasına kalırsa dünyanın yüce bir yöneticisi olacağını da belirtmişler. Bırakmalardan kondanla olan rahip ise genç çocuğun aydınlanmış bir olacağını ve bu dayı etkileyip evinden ayrılıp spiritüel bir yolculuğa başlamasına neden olacak işaret uyarısı yapmış. Budanın babası spiritüel lider olmasını asla istemiyormuş. Topraklara hükmedecek biri olmasını istediği için spiritüel bir yola çıkma ihtimaline karşı bu da yıl lükse servete boğarak sarayda tecrit ederek koruma kararı almış. Bu da krallık hükmünde yaşayan halkın yoksulluğuna ve hastalığına maruz kalmasın diye etrafını güzelliklerle çevrili sarayda yaşatmaya başlamış. Isteyip isteyebileceği her şeye sahipmiş. Gel zaman git zaman bu da yaşına gelmiş. Bir öğle sonrası bir Hint ingili ağacının altında oturmuş, tarlaların sabanla sürülüşünü izlemiş. Toprağın sürülüşünün zemini bozduğunu ve böceklerin uğradığı felaketleri görmüş. Bu da sanki böceklerle bir boyu varmış gibi içini saran kederi hissetmiş. Sonra mükemmel bir serinlik hissetmiş, çok güzel bir gün olduğunu fark etmiş ve bir anlığına meditatif bir bahtiyarlık hissetmiş. Böcekler için hissettiği şefkat onu kendinden çıkartmış ve bir anlığına özgür olduğunu hissetmiş. Bu da yaşına gelince kuzeni yasathara ile evlenmiş. yaşına gelince eşinin hamile olduğunu öğrenmiş. Ama bu da bu habere bile sevinemiyormuş. Yasathara'da eşini keyiflendiremediği için budaya kendi yönünü tayin etmesi için akıl vermiş. Böylece bu da ilk kez krallığın kapılarından dışarı adımını atmış ve rahiplerin söylediği o dört işaret ile karşılaşması başlayacakmış. Bu da dış dünyada gezmeye başladığında herkesin mutlu sağlıklı görmüş. Sonra birden bir adam görmüş, beyaz saçlığı derisi buruşmuş ve elinde bastonuyla bitap görünüyormuş. Bu da yoldaşı ve uşağı olan çağında kaya sormuş. Bu nedi? " diye yoldaşı o kişinin yaşlanmış bir adam olduğunu ve herkesin bir gün böyle olacağını söylemiş. Bu da aşırı kederlenmiş. Böyle bir ıstırap varken kendisi güzel manzarasının keyfini çıkarmaya devam edemeyeceğini anlamış. Sarayın dışına yaptıkları ikinci yolculukta ise bu da yaralarından iltiha bakan bir hasta görmüş. Yoldaşı ona herkesin hastalanabileceğini, herkesin acı çekebileceğini söylemiş. . Yolculuğunda bir ibadethanedeki cenaze merasimine denk gelmişler ve ölü bir bedenle karşılaşmış. Yoldaşı ölümü ve ölümün herkes için kaçınılmaz olduğunu anlatmış. Dördüncü yolculuğu yani son gezisinde ise dipten kesilmiş saçları, elinde boş kasesi, sarı giysisinin omzunu atmış bir yoguyla karşılaşmışlar. Yoldaşı bu kişinin tüm dünya nimetlerini bıraktığını ve böyle yaparak huzuru bulduğunu açıklamış. Bu da da kendi yolunun da belki bu olduğunu düşünmeye başlamış. Aynı gece saraydaki bolluk, lüks, çatafat budayı derinden rahatsız etmiş. Bu dört işaret budala iz bırakmış ve artık dünyanın ıstırap ve acıyla dolu olduğunu görmüş. Daha sonra eşi budaya bir erkek evlat verdikten sonra doğum ve ölüm döngüsü budaya sonsuz ve bunaltıcı gelmiş. Ailesini çocuğunu çok sevmesine rağmen oğlu doğduğu gün dünyaya çıkmaya karar vermiş ve sarayın dışına çıkar çıkmaz, saçlarını kesmiş, mücevherlerinden ve ipek kıyafetlerinden kurtulmuş ve gördüğü gezgin adamın giydiği oradan buradan toplanmış kıyafetten giymiş. Özgür bir varoluş içinde yaşamaya yemin etmiş. Çünkü aile spiritüel arayış içinde olan kişinin hayatının bir parçası olmadığını ve bu yola tek başına çıkması gerekli olduğunu düşünmüş. Kosalı krallığında sıhhma rana olarak adlandırılan ve ger ki arayan kişilere ev sahipliği yapan yere gitmiş, buradaki kişiler dilenci ya da topluma ters düşmüş olarak görünmezler. Çünkü kutsal bir hayat arayışında olmanın kıymetini bilirlermiş. Bu da da kendine öğretmen bulmak için ganj ovasına gitmiş. O zamanın iki tanınmış gurusuyla vakit geçirip bu kişilerin öğretmek durumunda oldukları her şeyi öğrenmiş. Bu iki kişi alarak alama ve udraka rama patradır. Bu dameditasyon dehası olmuş, yüksek meditasyon hallerine erişmiş ancak meditasyonun o kişiyi kendine çeken derin halinden çıktıktan sonra kendini yeniden ıstıraplar aleminde bulmuş. Yani fazla öteye geçememiş, budada müzeviyeye katılmış. Burada aydınlanmaya ulaşmak ve özgürlüğü keşfetmek için çileciliğin ilkelerini deneyimlemiş. Çilecilik ise şu, çileciliğin negatif karmayı yok ettiğine inanılıyor. Hayatta yeterince acı çekilirse belki bir sonraki doğumda bağışlanma olduğu düşünülüyor. Çileciler zihnin gücü yoluyla bedensel zevklerden kurtulmaya çalışırlar. Bu da da kendini maddesel dünyanın bağlarından kurtarmaya çalışmış ve çileci olarak deha olmayı denemiş, hayatta kalmak için bir pirinç tanesi yiyormuş ve çamurlu su içiyormuş, paçavradan kıyafet giyiyormuş her mevsim dışarıda uyuyormuş, dışkısını bile yediği söylenir. Dışsal ve içsel ıstırabı sonsuza dek yok edeceğini düşünerek ağır bir mahrumiyet haline büründüğü için aşırı hastalanmış, kaburgaları derisine yapışıp saçı dökülmüş, derisi de lekelenerek çökmüş. yıl süren bu çilecilik onu öldürmeye başlamış. Bir gün sucut o adında bir kız ona yulaf lapası vermiş. Bu da çileciliğin ahtini bozarak yemeği almış. Bu olay orta yolun başlangıcı, Hint inciri ağacının altındaki meditasyonunu hatırlamış ve amacını gerçekleştirmesi için başka bir yol olduğunu kavramış, yemeğini yiyip Hint incir ağacının altına oturmuş ve yemin etmiş. Aradığımı bulana kadar bu ağacın altından kalkmayacağım diye. Parantez açıp şunları da belirteyim.
 - Budist meditasyonunda bir yere varmaya çalışmazsın.

 - Sadece kendinle oturursun. Bütün gün kaçmaya çalıştığın o hisle oturursun. Ta ki o hissin kendi rızasıyla değiştiğini fark edinceye kadar. Her şeyin özünün değişim olduğunu, kalıcı olmadığını, boşluk olduğunu anlayana kadar ve gerçek sandığımız hayatın bir rüya olduğunu farkına varıp evet rüyadan ibarettiği artık uyandım diyebilmemiz isteniyor. Zaten bu Duharmanın ilk dönüşü. Bu konular daha derin konular. Bunları inşallah başka podcaste anlatırım. Hikaye dönersek bu da kendine iyi bakmaya başlayıp sağlığını kazanmaya başlamış. Budanın asıl uyanışı dünyadaki hareketlerinin bilincine varmış, çevresine nasıl tepki verdiğine dikkat etmiş, düşünceler zihninden geçerken onları izlemiş, yavaş yavaş her davranışına düşüncesine dikkatini verir olmuş. Farkındalık dikkatin geçmiş ya da gelecek düşüncelerinden uzak ve şimdiye ilgili yargılar taşımadan yaşanan anda kalma süreciymiş. Şimdide de yaşanan deneyimle temasta olmakmış. Farkındalık budayı içinde doğan her arzuya ve bu arzuların nasıl da geçici olduğuna uyanık hale getirmiş. Yani her şey geldi ve her şey geçti. Bu da tüm varlıkların birbiriyle bağlantılı olduğunu anlamış. Bundan da kısaca bahsedeyim. Bu da Hindu terimi olan Endra'nın ağından bahsediyor. Tüm var olanların bilinçleri birbirine bağlı olduğu düşünülen sonsuzluktaki mavi ağ diyebiliriz. Ipler bütün evreni baştan başa saran, yatay ipleri uzaydan düşe ipleri zamandan geçen sonsuz bir ağdır. Iplerin birbirini her kesici, bir bireyi ve her birey bir düğüm olduğunu varsayın. Işte bu ağdaki düğümler, noktalar, hatlar arasındaki bağlantılar bilinçtir, atman bilincidir. "atman nedir derseniz Hinduzm inancına göre ruh ölümsüzdür. Insanın özü ise her şeyin özüdür. Işte atman her şeydir. Atman tek bir varlıktır. Ama tıpkı tek bir varlık olan havanın içerisine girdiği her nesnenin şeklini alması gibi içinde bulunduğu her nesnenin şeklini alır. Atmanın biçimi yok, sınırı yoktur. Her yerde var olan ebedi tanrıdır. Yani her bir bilinç tanrıdır. Kendi içinde bir bütündür. Budada intranın ağını anlamış. Yetimle ilgili kaygı duysa da, gitimde değişim kadar kaçınmaz olduğunu ve değişimle beraber korkunun geldiğini, korkunun ise ıstırap getirdiğini fark etmiş. Bu da Hint inciri ağacının altında oturmuş, düşüncelerinin gelip gidişini izleyerek meditasyon yaparak zihnini egosunun sınırlanmalarından kurtulmaya başlamış. Düşünceler uzaklaşıp giderken o yaşadığı her anda tam bir varoluşla buluşmuş. Yani nihai aydınlanmayı yaşamış. Aslında şöyle: "neden acı çekiyoruz? " sorusuna var olduğumuzu sandığımız için diyebiliriz. Yani gerçeklikle ilgili temelde doğru bir şey olduğunu düşünüyoruz. Ayrı bir benlik olduğumuza dair yanılsamaya kapılıyoruz. Ama özü olan tek bir gerçek şey yok. Hiçbir şeyin üzü yok. Işte Tibetli Budistler buna saf ışık ya da temiz yaşam der. Tek bir benliğe sahip olduğumuz fikrini terk etmek ise nihai ve saf ışıktır. Demin bahsettiğim The Harman'ın ilk dönüşü yani rüyadan uyanmak olayı gibi yaşadığımız deneyimlerin gerçek olduğunu düşünüyoruz. Doğuştan gerçek olduğunuzu düşünüyoruz. Işte bu noktada kimlik yanılgısına giriyoruz. Bunu oyun oynamaya veya rüyaya benzetebilirsiniz. Şu an bir oyun oynadığınızı düşünün. Olmayan bir karaktere deneyim kazandırmaya çalışıyorsunuz ya işte gerçekte de aynı durum bizim için mevcut. Gerçekte oyun oynadığımızı unutuyoruz. Rüyada da öyle değil miyiz, bir şeyler yaşıyoruz ve gerçek zannediyoruz ama uyanınca gerçek olmadığını fark ediyoruz. Işte olay bu. Bir de bedenlerimizle o kadar bütünleşmişiz ki bu bizi artık yetmemeye başladı. Artık hiçbir şeyden tatmin olmuyoruz. Hep istiyoruz, hep başka şeyler istiyoruz. Sanki madde ve zamanı sonsuz bir zorlamaya sokuyoruz ve bunu yaparken gerçeklikten kaçmaya çalışıyoruz. Peki neden gerçeklikten kaçmaya çalışıyoruz? Çünkü o hisleri, duyguları hissetmek istemiyoruz. Bu hisle, duygular aslında şu, tamamen doğuştan gelen o acıyı kederi hissetmemek için kaçıyoruz. Işte bu noktada diyorlar ki bir bedene sahip olduğumuz için canımız acıyor. Aslında hiçbir şeyin kalıcı olmadığı gerçeği bir acı çekmelerinidir. Işte ölüm, hastalık, yaşlılık gibi. Çünkü her şeyin dağılıp yok olacağı bir evrende yaşıyoruz ki bu yüzden de her şey parçalanıp yok olup gidiyor. Mesela sevdiğimiz, kişiler, gençliğimiz, güzelliğimiz gibi ve aslına bakarsanız bunun acısına katlanmak da çok zor. Ama hayatta olan her şeyi olduğu gibi kabul etmeye başladığın zaman umut etmeye, istemeye veya bir şeyleri değiştirmeye çalışmazsın. Çünkü olduğun yerde iyi olduğunun farkına varırsınız. Şimdi tekrar konumuza geri dönersek, bu da aydınlandıktan sonra öğretilerini yayarak kendisini izleyenlere uyanışın nasıl olabileceğini göstererek tüm Hindistan'ı dolaşmış. Kadın erkek herkese asil gerçeği anlatmış. Dört asil gerçeği kelime kelime özetleyeceğim. Çünkü uzun bir konu, başka podcaste anlatırım. Dört asil gerçeğin ilk asil gerçeği yaşam acı doludur. Ikinci asil gerçek acıların sebebi cehalet, açgözlülük ve öfkedir. Üçüncü asil gerçek sebeplerin ortadan kalkması acıların ortadan kalkmasını getirir. . Asil gerçek ise acıların sona ermesinin yolu katlı asil yol gösterir. Özetlersem Samyutta Nikoya yazmalarında bulunan budistlerin aydınlanmaya eriştiğinde yaşadıkları süreçtir. Bunlar gerçek acının gerçek kaynağı, acının gerçek durdurulması ve en son zihnin hakiki yolu. Yani gerçek acık kavranmalıdır, acının gerçek nedeni yok edilmelidir, acı durdurulmalıdır ve zihnin yoluna girilmelidir. Işte bu öğretileri ve daha daha fazlasını yaymaya çalışmış. Bu da çok sade bir hayat yaşamış. Yemek kabul ederek geçinen bir keşiş olarak mango ağaçlarının olduğu konularda elinde tasıyla yemek isteyerek yaşamış. Bu da yaşına geldiğinde Hindistan'ın kargaşa zamanlarıymış. Magata kralı krallığın doğusundaki cumhuriyetlere saldırı planlayıp duruyormuş. Bu da dökülen kandan uzak kalmaya karar vermiş ve kuzeye doğru gitmiş. Çünkü ölümü yaklaşırken bu da bu dünyadan ayrılmaya hazırlanıyormuş. Giderek artan bir tehalık içinde sakin ve huzurlu yerleri arıyormuş. Bir de ölmeden önce San Hanan'ın bilmesi gereken her şey bildiğine emin olmak istiyormuş. O zamanın kasala kralı olan çocukluk arkadaşının sarayında çokça vakit harcamış. San Have Kral hususisi olarak kendileri için yapılan yapılarda kalmış. Artık son günlerinde bu da bu hayatı bırakmaya hazırmış. Bu da son yemeğinde Chuhun da isimli bir nalbat tarafından kendisine verilen çürümüş eti kabul etmiş, Chu'n da eti budanın sadakatasına koymuş. Bu da da minnettarlık için eti yemiş. Bu da yemeği yerken orada kimse olmaması ve yemeğin kimseye verilmemesi bitirince de tabağın ve kalanların hemen imha edilmesinde ısrar etmiş, rahatsızlanması ve yaklaşan ölümünden sorumluluk duymaması için çoğundayı çağırmış ve ona yemek için teşekkür etmiş. Bu da ölüm yeri olan yere gitmiş, orada sanayia soruları olmadığı, anlaşılmayan bir şey kalıp kalmadığını sormuş. Kimse soru için gelmemiş. Böyle olunca bu da cevabını aradıkları soruları budaya derin hürmetlerinden dolayı sormadıklarını düşünüp durumun bu olup olmadığını sormuş. Yine kimse gelmeyince öğretileri konusunda usta olduklarını anlamış. Karın Ars Sor'un bu da kitabına göre son sözleri şu olmuş, tüm ferdişeyler geçer gider. Özgürlüğünü gayretle çalışmaklara demiş ve yüzünde bir gülümsemeyle ölmüş. Budanın cenazesi gelenek olduğu üzere yakılmış. Bu da kendini bir din kurucusu olarak asla saymamış. Hatta ölmeden önce yerine kim geçecek sorularına yerine geçirilecek kimseye gerek olmadığını belirtmiş, her insan kendine ışık olur demiş. Işte aydınlanması ve hayat hikayesi buydu arkadaşlar. Ben ilk budayı okuduğumda çok etkilenmiştim. O kadar şans şöhreti bırakıp bu yola girmesine şaşırmıştım. Ama bu yaşlarımda anlıyorum ki gerçekten hepsi boş. Evet arkadaşlar anlaşacaklarım bu kadar da bir sonraki podcast'imde görüşürüz.