Oradan Buradan Bilgi
Edebiyat, Sanat, Filmler, Gizli Öğretiler, Psikoloji, Felsefe, Kadim Bilgiler, Kitaplar, Bilim... Kısacası Oradan Buradan Bilgilerin olduğu podcastler.
SOSYAL MEDYA
* İnstagram | https://instagram.com/oradanburadanbilgi
*Youtube: https://www.youtube.com/@oradanburadanbilgi
REKLAM & İŞ BİRLİKLERİ İÇİN:
* oradanburadan7@gmail.com
Oradan Buradan Bilgi
Neden Artık Hiçbir Şey İzlemek İstemiyoruz?
Use Left/Right to seek, Home/End to jump to start or end. Hold shift to jump forward or backward.
🎙️ Bugün elimizin altında tarihte hiç olmadığı kadar fazla içerik var. Netflix, YouTube, TikTok, podcastler… Sonsuz bir akış. Ama buna rağmen çoğumuz aynı şeyi söylüyoruz: “İzleyecek bir şey yok.”
Peki gerçekten içerik mi azaldı, yoksa beynimiz mi değişti?
Bu bölümde modern çağın görünmeyen bir problemini konuşuyoruz: içerik ve bilgi aşırı yükü. Neden artık videoları 1.5x hızda izliyoruz? Neden bir filmi açıp birkaç dakika sonra kapatıyoruz? Neden hiçbir şey eskisi kadar “sarmıyor”?
Karar yorgunluğu, dopamin döngüsü, algoritmalar ve zihinsel tükenmişlik… Dijital dünyanın beynimiz üzerindeki etkilerini birlikte anlamaya çalışıyoruz.
Belki de sorun içerik eksikliği değil; fazlalığıdır.
*
Instagram: www.instagram.com/oradanburadanbilgi/
Youtube: youtube.com/oradanburadanbilgi
*
Reklam ve İş birlikleri için: oradanburadan7@gmail.com
Akşam oluyor, bir şeyler seyretmek istiyoruz, telefonu elimize alıyoruz, Netflix açıyoruz, YouTube'a giriyoruz ama garip bir şey oluyor. Dakikalarca içeriklere bakıyoruz, bir şey seçemiyoruz. Bir şey açsak bile birkaç dakika sonra kapatıyoruz, sonra şu cümleyi kuruyoruz. Hiçbir şey sarmıyor, izlenecek bir şey yok. Ama aslında sorun gerçekten içerik olmaması mı yoksa tam tersi mi? Son yıllarda birçok insanın hiçbir şey izlemek istemiyorum hissini yaşaması oldukça yaygın bir durum. Benim çevremdeki çoğu kişi izleyemiyor ve bu durumun tek bir nedeni yok. Psikoloji, nörobilim ve dijital kültürle ilgili birkaç faktör birlikte çalışıyor. İlk nedenden başlayayım. Content Overload, aşırı bilgi ve içerik yüklenmesi dediğimiz şey, beynin işleyebileceğinden daha fazla içerik, seçenek ve uyaranla karşı karşıya kalmasıdır. O noktadan sonra sorun izlenecek bir şey olmaması değil, tam tersi fazla şey olmasıdır. Bu bolluk seçmeyi kolaylaştırmak yerine zorlaştırır. Daha fazla bilinçsel çaba, daha fazla kararsızlık ve daha düşük tatmin üretir. Psikolojide bu durum çoğu zaman Paradox of Choice yani seçim paradoksu çerçevesinde açıklanır. Bunu şöyle düşünün. Akşam eve geldiniz, bir şeyler izlemek istiyorsunuz. Elinizde Netflix, YouTube, TikTok, Disney+, Prime Video, podcastler, kısa videolar, öneri listeleri, arkadaş tavsiyeleri ve algoritmanın sunduğu sonsuz akış var. Beyin önce ne izlesem diye tarama yapıyor. Sonra seçenekleri karşılaştırıyor. Sonra daha iyi bir şey var mı diye şüpheye düşüyor. Sonunda film açmaktan çok film seçmeye enerji harcıyor. Bu yükün ilk ayağı seçenek fazlalığıdır. Normalde seçim yapmak özgürlük gibi görünür ama seçenek sayısı arttıkça her seçimin bir fırsat maliyeti olur. Yani bir şeyi seçtiğinde seçmediğin tüm ihtimalleri de kaybetmiş olursun. Bu da ya daha iyisi varsa yükünü büyütür ve kişi sesse bile rahatlayamaz. İkinci ayağı bilgi işleme sınırı. Beyin önüne gelen başlığı, öneriyi, yorumu vs. aynı verimle işleyemez. Bir noktadan sonra çalışma belleği dolar. Bu da bilişsel yük yaratır. Bu ise karar verme, odaklanma ve iyi oluş üzerinde baskı oluşturur. Üçüncü ayağı ise karar yorgunluğu. Gün içinde zaten onlarca mikro karar veriyoruz. İşte neye cevap vereceğim, ne yiyeceğim, ne erteleyeceğim, hangi mesajı açacağım gibi. Akşam olunca beyin artık ödüldeyip kolaylık istiyor. Bu yüzden iyi bir film seçmek bile gereksiz büyük bir görev gibi hissedilebiliyor. O anda insan çoğu zaman uzun bir içeriğe bakmaktansa daha az bağlılık isteyen kısa akışlara kayıyor. Dördüncü ayağı algoritmik bolluk. Bugünün platformları sadece çok içerik sunmuyor. Sana bitmeyecekmiş gibi görünen sürekli yenilenen bir akış sunuyor. 2025 Dijital Medya Trend raporuna göre sosyal video platformlarının neredeyse sonsuz çeşitlilikte algoritmik olarak etkileşime optimize edilmiş içerikle insanların eğlence zamanında çok güçlü bir rakip haline geldiğini söylüyor. Bu da zihne şu hissi veriyor. Şimdi seçtiğim şey en iyisi olmak zorunda çünkü sonsuz alternatif var. Ve bu his rahatlatıcı değil baskılayıcı oluyor. Beşinci ayağı ise memnuniyetsizlik ve pişmanlık. Çok seçenekli ortamda izlemeye başladıktan sonra bile zihin rahat etmez. Birinci bölüm geçince başka bir şey mi yapsam deriz. Çünkü seçenek bolluğu tek bir şeye bağlanmayı zorlaştırır. Eskiden televizyon döneminde beş kanal vardı. Şimdi binlerce içerik var. Eski düzende soru şuydu. Bu akşam televizyonda ne var? Yeni düzende soru şu. Bu akşam bütün internet içinden doğru şeyi nasıl bulacağım? Birincisi hafif bir seçim problemiydi. İkincisi küçük çaplı bir zinsel yönetim problemi ve bilgi aşırı yükü tam da burada doğuyor. Başka bir faktör ise dopamin sisteminin aşırı uyarılması. Dopamin deyince çoğu kişi bunu çok mutlu olmak gibi düşünüyor ama aslında dopamin mutluluk hormonu değil. Daha çok motivasyon, öğrenme, dikkat yöneltme ve ödül beklentisi ile ilişkildir. Neurobilim derlemelerinden okuduklarıma göre dopaminin beynin ödül devrelerinde öğrenmeyi ve ödüle yönelmeyi güçlendirdiğini özellikle tekrar eden kuvvetli ödül sinyallerinin davranışı pekiştirdiğini anlatıyor. Kritik nokta ise şu. Dopamin çoğu zaman ödülün kendisinden çok ödüle götüren beklenti ve sinyallerle çalışır. Yani seni ekrana bağlayan şey sadece videonun kendisi değil. Bir sonraki videoda daha ilginç bir şey çıkabilir hissidir. Kısa video, sonsuz kaydırma ve sürekli yeni uyaranların gücü tam burada ortaya çıkıyor. Çünkü bu sistemler sana tek ve sabit bir ödül vermez. Bunun yerine hızlı, sık, öngörülemez ve değişken ödüller sunar. Bir video sıkıcıdır, öbürü komiktir, bir diğeri ilginçtir. Beyin bu değişkenliği çok sever. Çünkü değişken ödül düzenleri genelde davranışı daha güçlü şekilde sürdürür. Bu yüzden kişi aslında keyif almıyorum ama elim yine de kayıyor deneyimli yaşayabilir. Şimdi şöyle düşünün, uzun bir film sana 2 saatlik tek bir anlatı sunar ama kısa video akışı sana 2 dakikada 10 ayrı ihtimal sunar. Her kaydırışta beyin küçük bir acaba şimdi ne çıkacak beklentisine girer. Dopamin sistemi açısından da bu tek bir uzun ödülden daha çekici hale gelebilir. Çünkü mesele içerikten çok sıradaki olasılığın cazibesi olur. Peki aşırı uyarılma tam olarak ne yapıyor? Beyin sık ve yoğun ödül sinyallerine alıştıkça sakin aktiviteler sünük gelmeye başlayabiliyor. Yani kitap yavaş gelir, film geç açılır, tek bir konuya odaklanmak zorlaşır. Ama 15 saniyelik yeni bir video çekici görünür. O yüzden insanlar bazen şunu yaşar. Film açar 10 dakika sonra kapatır. Diziye başlar ama hemen eli telefona kayar. Youtube videosu izlerken bile başka sekmeye geçer. Çünkü beyin artık tek bir akışa sabit kalmaktan çok yeni uyarana zıplamaya eğilim göstermektedir. Bunların yanı sıra zihinsel tükenmişlik dediğimiz şeyi yaşarız. Beyin uzun süre yoğun düşünme, karar verme, odaklanma ve bilgi işleme yaptıktan sonra geçici olarak veriminin düşmesidir. Şimdi beyinde özellikle 3 sistem bu süreçte rol oynar. Birincisi Prefrontal Cortex. Bu sistem dikkat kontrolü, planlama, karar vermeye, problem çözmede rol oynar. Yani bilinçli düşünme merkezi diyebiliriz. Uzun süre ders çalışınca, işte çok bilgi okuyunca veya yoğun ekran kullanımı olunca Prefrontal Cortex enerji tüketir ve verimi düşer. Bu yüzden zihinsel tükenmişlik yaşayan biri odaklanamaz, aynı cümleyi tekrar okur, içerik seçmekten kaçınır ve karar vermek istemez. İkincisi Dikkat Sisteminin Aşırı Çalışması. Beyinde dikkatle ilgili iki ana ağ var. Odaklanmış Dikkat Ağı ve Varsayılan Mod Ağı. Normalde bu iki sistem dönüşümlü çalışır. Odaklandığınızda Dikkat Ağı aktif olur. Dinlendiğinizde Varsayılan Mod Ağı devreye girer. Ama sürekli ekran kullanımı veya yoğun düşünme şu soruna yol açar. Beyin dinlenme fırsatı bulamaz. Sonuç dikkat dağınıklığı, zihinsel bulanıklık ve hiçbir şeye başlamak istememe. Üçüncüsü ise Motivasyon Sisteminin Geçici Düşmesi. Zihinsel tükenmişlikte beynin motivasyon sistemi de etkilenir ve beyin şu mesajı verir. Yeni görev almak istemiyorum. Bu yüzden kişi film izlemek istemez, kitap okumak istemez, hatta bazen konuşmak bile istemez. Ama ilginç bir şey olur. Çok düşük çaba isteyen aktiviteler hala çekici gelir. Mesela telefon kaydırmak, kısa videolar, boş boş sosyal medyada takılmak gibi. Çünkü bunlar çok az zihinsel enerji ister. Modern dünyada bu daha sık yaşanıyor. Çünkü beyin bilgi bombardımanına, sürekli karar verme ve dikkat bölünmesine aynı anda maruz kalıyor. Kısacası zincir şu. Aşırı bilgi ve içerik yükü ile birlikte çok seçeneğimiz var. Çok seçenek bize karar yorgunluğu yapıyor. Dopamin alışkanlıklarımız değişiyor. Zihinsel tükenmişlik yaşıyoruz. Sonuç? Hiçbir şey izlemek istemiyoruz. Peki ne yapacağız? Ben kendi naizane fikirlerimi belirtmek istiyorum. Çünkü benim böyle bir derdim yok. Instagram'dan beni takip edenler bilir. Fazla film dizi izliyorum. Bu arada beni Instagram'dan takip etmiyorsanız takip etmeyi unutmayın. Şimdi ne yazık ki benim herhalde çoğu platforma üyeliğim var. Film izleyemiyorsanız bu platformların sayısını düşürün. Daha sonra listenize izlemek istediğiniz filmleri ekleyin. Sonra da o listeden seçim yapın. Ben arada gelecekte yüklenecek film dizileri kontrol ederim ve izlemek istediklerimi listeme atarım. Sonra film veya dizi izlemek istediğimde o listeden seçerim ki bu yönteme psikolojide seçim mimarisi yaklaşıma denir. Amaç karar yükünü azaltmaktır. Karar vermek benim için çok zor bir durum. Çoğu konuda karar vermekte zorlanırım. Bir parfümü bile saatlerce seçemem. O yüzden önceden karar vermeye çalışın. Başka bir önerim ise şu. Bir içerik seçin ve en az 20 dakika devam edin. Çünkü hikayeye bağlanma genelde ilk 10-20 dakikadan sonra oluşur. Ayrıca kısa içerik tüketimini azaltın. TikTok, Reels, Shorts gibi içerikler beyni sürekli hızlı uyarana alıştırır. Hatta artık insanlar videoları 1.5-2x hızda izleyerek beyinlerinin alıştığı yüksek tempo seviyesine yaklaşmaya çalışıyorlar. Bana sorsanız yüksek hızlarda izlemek kötü mü? Hayır ama ben hep böyleydim. Bu hız olayı çıktığından beri hatta bazen kendi sesimi bile 1.2 veya 1.3 hızda dinliyorum. Veya ders videolarını 1.5 hızda dinliyorum. Artık hocanın konuşma hızına göre değişiyor. Yani hikayeden kopmuyorsanız bence dinleyin. Başka bir önerim ise tatmin edici aktiviteler yapın. Yürüyüş, sohbet, kitap okumak, yazmak gibi. Çünkü bunlar daha derin bilissel ve duygusal katılım sağlar. Ve bazen de arkadaşlar hiçbir şey yapmayın. Beynin şunlara da ihtiyacı var. Sessizlik, sıkılma, boşluk gibi. Evet arkadaşlar anlatacaklarım bu kadar. Bir sonraki podcastımda görüşmek dileğiyle. Hoşçakalın.